Aynı zamanda ülkelerin ekonomik gücünü, yatırım kapasitesini, turizm stratejilerini ve küresel vitrine çıkma hedeflerini de görünür kılıyor. Sahada atılan her golün, tribünlerde yaşanan her coşkunun ve ekran başında oluşan her heyecanın arkasında dev bir ekonomik organizasyon bulunuyor.
Ekonomist ve Vergi Uzmanı Ulaş İke, Dünya Kupası’nın yalnızca sahada oynanan bir futbol organizasyonu olarak değil, ülkelerin yatırım tercihlerini ve ekonomik planlama gücünü ortaya koyan büyük bir ekosistem olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Dünya Kupası tarihinin aynı zamanda paranın da tarihi olduğunu ifade eden İke, organizasyonun ilk yıllarından itibaren ekonominin futbolun ayrılmaz bir parçası olduğuna dikkat çekti.

“Dünya Kupası’na Katılmak Bile Ekonomik Bir Meseleydi”
Dünya Kupası’nın ilk kez 1930 yılında Uruguay’da düzenlendiğini hatırlatan Ulaş İke, o dönemde Avrupa’dan Güney Amerika’ya ulaşımın bugünkü şartlarla kıyaslanamayacak kadar zor ve maliyetli olduğunu söyledi.
İke, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Bugün milyarlarca insanın takip ettiği Dünya Kupası’nın ilk yıllarına baktığımızda, kupayı kazanmak kadar turnuvaya katılabilmenin de ekonomik bir mesele olduğunu görüyoruz. 1930 yılında Avrupa’dan Güney Amerika’ya ulaşmak, birkaç saatlik uçuşlarla mümkün değildi.
Günler süren gemi yolculukları, yüksek ulaşım maliyetleri ve uzun organizasyon süreçleri birçok ülke için ciddi bir yük anlamına geliyordu. Uruguay’ın turnuvaya katılacak ülkelerin ulaşım ve konaklama masraflarını üstlenmeyi teklif etmesi, ilk Dünya Kupası’nın Montevideo’da oynanmasının en önemli nedenlerinden biriydi. Futbol henüz yolun başındaydı ancak ekonominin oyunun içinde olduğu daha ilk günden belliydi.”
Türkiye’nin 1950 Dünya Kupası’na Ekonomik Nedenlerle Gidemediğini Hatırlattı
Dünya Kupası tarihinde ekonomiyle ilgili dikkat çekici örneklerden birinin Türkiye’nin 1950 Dünya Kupası süreci olduğunu belirten İke, Türkiye’nin Brezilya’da düzenlenen turnuvaya katılma hakkı kazanmasına rağmen ekonomik nedenlerle organizasyondan çekilmek zorunda kaldığını vurguladı.
Ulaş İke, “Bugün kulağa inanılmaz gelebilir ancak Milli Takım sahada elenmedi, rakibine yenilmedi. Türkiye, Dünya Kupası’na ekonomik nedenlerle gidemedi. Savaş sonrası dönemin ağır ekonomik koşulları ve Brezilya’ya yapılacak uzun yolculuğun maliyeti, Türkiye’nin turnuvadan çekilmesine neden oldu. Bu olay, spor ile ekonomi arasındaki ilişkinin ne kadar güçlü olduğunu gösteren unutulmuş ama çok çarpıcı bir örnektir.” dedi.
“Dünya Kupası Kupası” Bile Ekonomik Bir Göstergeye Dönüştü
Zaman içinde Dünya Kupası’nın televizyon yayınları, sponsorluk anlaşmaları, reklam gelirleri ve küresel markalarla birlikte dev bir ekonomik ekosisteme dönüştüğünü ifade eden İke, bu dönüşümün sembollerinden birinin de kupanın kendisi olduğunu belirtti.
1974 yılından bu yana kullanılan Dünya Kupası kupasının 6,175 kilogram ağırlığında olduğunu ve bunun yaklaşık 4,9 kilogramının saf altından oluştuğunu hatırlatan İke, şunları söyledi:
“Kupa ilk kullanılmaya başladığında içindeki altının piyasa değeri yaklaşık 25 bin dolar seviyesindeydi. Bugün ise aynı miktardaki altının değeri 550 bin doların üzerine çıkmış durumda. Bu yönüyle kupaya baktığımızda yalnızca futbol tarihini değil; son yarım yüzyıldaki enflasyonu, para politikalarını ve altının küresel değer artışını da görüyoruz. Dünya Kupası’nın kendisi bile ekonomik bir gösterge haline gelmiş durumda.”

Ev Sahibi Ülkeler İçin Fırsat Mı, Maliyet mi?
Dünya Kupası düzenlemenin ev sahibi ülkeler açısından turizmi canlandırmak, ülke imajını güçlendirmek ve yabancı yatırımları çekmek için önemli bir fırsat olarak görüldüğünü belirten Ulaş İke, ancak bu konuda ekonomistler arasında farklı görüşler bulunduğunu söyledi.
İke, “2006 Dünya Kupası sonrasında Almanya’nın turizm gelirlerinde ve uluslararası marka değerinde önemli artışlar yaşandığına ilişkin çok sayıda çalışma bulunuyor. Katar ise 2022 Dünya Kupası öncesinde metro hatlarından otoyollara, havaalanlarından otellere kadar uzanan dev bir yatırım hamlesi gerçekleştirdi. Bu yatırımların önemli bir kısmı bugün de kullanılmaya devam ediyor. Ancak her ev sahibi ülke için aynı başarıdan söz etmek mümkün değil.” ifadelerini kullandı.
Bazı ekonomistlerin Dünya Kupası’nın ekonomik getirilerinin çoğu zaman abartıldığını düşündüğünü belirten İke, turnuva öncesinde açıklanan gelir tahminlerinin her zaman beklendiği ölçüde gerçekleşmediğini dile getirdi.
“Beyaz Fil Yatırımı Riski İyi Hesaplanmalı”
Dünya Kupası için yapılan bazı stadyum ve tesislerin turnuva sonrasında yeterince kullanılmadığını belirten Ulaş İke, bu noktada “beyaz fil yatırımı” kavramına dikkat çekti.
İke, değerlendirmesine şöyle devam etti: “Güney Afrika’da 2010 Dünya Kupası sonrasında, Brezilya’da ise 2014 turnuvasının ardından bu tartışmalar sık sık gündeme geldi. Milyarlarca dolarlık bazı tesisler beklenen ekonomik hareketliliği yaratamadı ve kamu bütçesi üzerinde yük oluşturdu. Ekonomide bunun bir adı var: Beyaz fil yatırımı. Yani yapımı çok pahalı olan ancak sonrasında yeterince kullanılmayan projeler.”
Dünya Kupası’nın ekonomik başarısını belirleyen asıl unsurun stadyumların büyüklüğü değil, turnuva sonrasında ne kadar işlevsel kaldıkları olduğunu vurgulayan İke, altyapı yatırımlarının uzun vadeli kullanım değerine dikkat çekti.
“Eğer yapılan yollar, metro hatları, havaalanları ve turizm yatırımları yıllarca kullanılmaya devam ediyorsa organizasyon bir maliyet olmaktan çıkar, yatırıma dönüşür. Ancak tesisler birkaç hafta süren futbol şöleninin ardından sessizliğe gömülüyorsa tablo değişir. Bu nedenle Dünya Kupası’nın gerçek bilançosu final maçının ardından değil, yıllar sonra ortaya çıkar.” dedi.
“Kazanan Ekonomi Bazen Yıllar Sonra Anlaşılır”
Dünya Kupası’nı yalnızca bir futbol organizasyonu olarak görmenin eksik bir yaklaşım olacağını belirten Ulaş İke, organizasyonun aynı zamanda bütçelerin, yatırımların, turizm stratejilerinin ve ekonomik hesapların yarıştığı büyük bir alan olduğunu ifade etti.
İke, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Sahada 22 oyuncu mücadele ediyor olabilir; ancak tribünlerin arkasında bütçeler, yatırımlar, turizm stratejileri ve ekonomik hesaplar da aynı anda yarışıyor. Kupanın sahibi bir ay sonunda belli olur. Kazanan ekonominin kim olduğu ise bazen ancak yıllar sonra anlaşılır.”